|
KURAN'DA AHİR ZAMAN
Hükmü
kıyamete kadar geçerli olan Kuran müminlerin hayatının tüm alanlarını
kapsayan, her hükmün eksiksiz yer aldığı Allah'ın eşsiz kitabıdır. Kuran'ın
en büyük mucizelerinden biri, ilk vahyin inmesinden bu yana, her asırda
yaşayan tüm Müslümanların onda kendi çağlarına bakan bir yön, bir işaret
bulabilmeleridir. Kuran'da ahir zaman konusuna da işari olarak
değinilmiştir. Özellikle peygamber kıssalarında ahir zamana bakan işari
manada ayetler bulunmaktadır. Bu kıssalar üzerinde düşünüldüğünde
günümüzdeki olaylara işaret eden çok önemli sırlar bulmak mümkündür. Allah
müminleri kıssalar üzerinde düşünmeye teşvik eder:
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için
ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak
kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin çeşitli biçimlerde açıklaması
ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi,
111)
Kuran her asra hükmeden bir kitaptır ve ayetlerin birçoğunda birden fazla
anlam yüklü olabilmektedir. Ayetlerdeki işaretler de bunun açık
delillerindendir. Kuran'da, Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan olaylar,
türlü gelişmelere anlatıldığı gibi, ahir zamandaki olaylar da haber
verilmektedir.
Ayetlerde Peygamberimiz (sav) döneminde müminlerin yaptıkları mücadele,
adaletli uygulamalar ve yaşantıları bildirilirken, aynı zamanda tüm asırlara
yönelik öğütlerde de bulunulmaktadır. Her bir ayet, dikkatli okuyanlar için
yüklü anlamlar içermekte, ayetlerde insanların ihtiyaç duydukları herşey
açıklanmaktadır.
Bir ayette Kuran'ın bu özelliği "... Biz Kitabı
sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir
müjde olarak indirdik." (Nahl Suresi, 89) şeklinde bildirilir.
Bediüzzaman Said Nursi'nin "Kur'an-ı Hakîm, hakikî ilimleri havi (içeren,
ihtiva eden) bir kitab-ı mukaddestir. Ve bütün asırlarda, insanların umum
tabakalarına hitab eden, ezelî bir hutbedir." (Konferans, 11) şeklindeki
sözlerinde de Kuran ile her asırdaki insanlara hitap edildiğine dikkat
çekilmektedir.
Pek çok ayette de Kuran'daki örnekler üzerinde düşünmemiz ve onlardan
ibretler çıkarmamız öğütlenmektedir. Bunlardan birkaçında Allah şöyle
buyurmaktadır:
Andolsun, bu Kuran'da her örnekten insanlar için çeşitli
açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra
Suresi, 89)
Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler
diye, insanlar için her bir örnekten verdik. (Zümer Suresi, 27)
İslam ahlakının dünyaya hakim olması, Peygamber Efendimizin vefatından
sonra kıyamete kadar gerçekleşecek olan ahir zaman alametlerinin en
önemlilerinden biridir. Mehdi ise, bu hakimiyetin başından sonuna kadar en
önemli şahsiyetidir.
Kuran-ı Kerim'de, ahir zaman, Mehdi ve Kuran ahlakının dünyada hakim
olması hakkında pek çok işari manada ayet bulunmaktadır. Kuran'da
Müslümanların İslam ahlakını yeryüzünde hakim kılacaklarının haber verildiği
ayetlerden birisi Nur Suresi'ndedir:
Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara
vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri
için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak
ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana
ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar
ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Peygamber Efendimizin, Mehdiyet konusuna Kuran'da işaret olduğunu
bildiren çeşitli hadisleri de vardır.
|
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya
hükmedecektir.
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,
s. 29) |
Görüldüğü gibi bu hadis, Kuran'da yer alan Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman
kıssalarını, Mehdi konusuyla bağlantılı olarak incelememize işaret
etmektedir.
Aşağıdaki hadislerle de Kehf ve Talut kıssalarında ahir zamana bakan çok
önemli işaretler olduğu haber verilmektedir. Peygamber Efendimiz, ahir zaman
ve Mehdi ile ilgili hadislerini çok çeşitli şekillerde anlatabilirdi. Ancak
burada verilen örneklerde de görüldüğü gibi özellikle Kuran kıssalarıyla
bağlantı kurarak anlatması, söylediğimiz meseleye çok kuvvetli bir delil
teşkil etmektedir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
|
Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır.
(Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s.
59) |
|
Mehdi'nin yardımcılarının sayısı Talut ile nehri
geçenler kadardır.
(Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.
57) |
Bu bakış açısıyla incelendiğinde Kuran'da İslam ahlakının yeryüzüne hakim
olacağı bir dönemin varlığına işaret eden birçok ayet olduğu görülmektedir.
İçinde bulunduğumuz ahir zamana işari manada bakan ayetlerden bazılarında
Allah şöyle buyurmaktadır:
Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta
bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas
Suresi, 5)
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı
yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk)
ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (Araf Suresi, 94)
Andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler)
gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla
çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye. (Enam Suresi, 42)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi
halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib)
gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve
çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada
ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara
yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)
Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur
içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın
nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona
açlık ve korku elbisesini tattırdı. (Nahl Suresi, 112)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden
cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz
bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki
mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz
Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)
Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz
(kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece
bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. (Meryem Suresi, 59)
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için
sıkıntılı bir geçim vardır... (Taha Suresi, 124)
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı,
gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler)
açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle
yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek
azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler
bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine
düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)
O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi)
yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar.
Allah ise, bozgunculuğu sevmez. (Bakara Suresi, 205)
Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin. Dosdoğru bir
yol üzerinde(sin). (Yasin Suresi, 3-4)
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine
apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak
değillerdi. (O delil de) Allah'tan gönderilmiş bir elçi (ki,) tertemiz
sahifeleri okumaktadır; onların içinde dosdoğru 'yazılı-hükümler' vardır. (Beyyine
Suresi, 1-3)
İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere,
muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde
ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler:
"Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (Yunus Suresi, 2)
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği
zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.
(Yunus Suresi, 47)
Müşrikler istemese de o dini (İslam'ı) bütün dinlere
üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe
Suresi, 33)
Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün
dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter. (Fetih
Suresi, 28)
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve
kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler
işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar
muttaki (takva sahibi) olanlardır. (Zümer Suresi, 33)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat
eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da kendisini
sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve
onurlu,' Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine
verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)
Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru
yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar Bizim ayetlerimize kesin
bilgiyle inanıyorlardı. (Secde Suresi, 24)
Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan
inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime
uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." (Taha Suresi, 123)
Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar
onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını
görendir. (Enfal Suresi, 39)
İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız
ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran
Suresi, 12)
Bizim uğrumuzda cehd edenlere (çaba harcayanlara),
şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle
beraberdir. (Ankebut Suresi, 69)
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin.
Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En
güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce
de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz
düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler)
kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi,
128-129)
O, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek
ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.) (Enfal Suresi, 8)
Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun
beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a
karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya
dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir. De ki: "Hak geldi;
batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir." (Sebe
Suresi, 48-49)
De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok
olucudur. (İsra Suresi, 81)
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa
kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.
(Tevbe Suresi, 32)
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar;
o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz
şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar,
yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa
erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.
Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saff
Suresi, 8)
Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle
kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız Bizim üzerimize bir haktır. (Yunus
Suresi, 103)
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir.
Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur.
Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda
süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak
olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız."
Oysa Biz onları, Kendi katımızdan bir rızık olarak herşeyin ürününün
aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem'de yerleşik kılmadık mı? Fakat
onların çoğu bilmiyorlar. (Kasas Suresi, 57)
İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir
elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun refah içinde şımarıp azan önde
gelenleri (şöyle) demişlerdir: 'Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din)
üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş
kimseleriz'(O peygamberlerden her biri şöyle) Demiştir: 'Ben size
atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da
mı? Onlar da demişlerdi ki: 'Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye
kafir olanlarız'. (Zuhruf Suresi, 23-24)
Gönderilmişlere selam olsun. (Saffat Suresi, 181)
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak
olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin. (Bakara Suresi, 252)
... Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya
getirecektir. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 148)
Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı
terk mi edeceğiz?" Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de
doğrulamıştı. (Saffat Suresi, 36-37)
Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç
şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. (Saffat Suresi,
171-173)
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara,
yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye
sabrettiler. Allah'ın sözlerini (va'dlerini) değiştirebilecek yoktur.
Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi. (Enam
Suresi, 34)
Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle
ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır;
müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 9)
Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara
vaadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri
için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak
ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir... (Nur Suresi, 55)
Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, ve insanların
Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile
tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr
Suresi, 1-3)
Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz
Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)
Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve
daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, herşeye güç
yetirendir. (Ahzab Suresi, 27)
Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için,
onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 14)
... Kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri
kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp
düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar
sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu
emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (Hac
Suresi, 41)
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz
en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)
Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı
çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar başka.
Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında
bileceklerdir. (Şuara Suresi, 227)
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da,
batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar
kıldık... (Araf Suresi, 137)
Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve
elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün
olandır. (Mücadele Suresi, 21)
Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz.
İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır).
Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu-
gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan
'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff
Suresi, 13)
Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki
Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki
nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana
'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin. (Fetih Suresi, 1-3)
... Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece
bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi, 27)
Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın
sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
(Yunus Suresi, 64)
De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun.
Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan
kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz." (Taha Suresi, 135)
Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım
eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)
Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru
kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak
edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (Fatır
Suresi, 29)
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak
bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir.
Allah, dilediğine kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.
(Bakara Suresi, 261)
Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir
şehir ve bağışlayan bir Rabbiniz var. (Sebe Suresi, 15)
Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın katında olan ise
kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak
vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde
bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların
karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi,
96-97)
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola
yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların
yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin
halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)
... De ki: "Şüphesiz 'lutuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın
elindedir, onu dilediğine verir. Allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir. O,
kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah büyük 'lutuf ve ihsan (fazl)'
sahibidir." (Al-i İmran Suresi, 73-74)
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet
verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası
öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)
 |