AHİR ZAMAN ALAMETLERİNDEN DABBETÜ'L-ARZ
O
SÖZ BAŞLARINA GELDİĞİNDE
|
O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir
Dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle
inanmadıklarını onlara söyler.
(Neml Suresi, 82)
|
Kuran'da "dabbe"den bahsedilen Neml Suresi'nin 82. ayetinde "o sözün
insanların başına geldiği" bir döneme işaret edilmektedir. Bu ayeti ve dabbe
kelimesi ile neyin kastedildiğini tam olarak anlayabilmek için "o söz"
kelimesinin Kuran'da ne şekilde kullanıldığının üzerinde düşünmek gerekmektedir.
"O söz" kelimesinin Arapçadaki karşılığı "kavl"dir ve Kuran'da "anlaşma ve
söz" anlamlarında kullanılmaktadır. Bu iki anlamın dışında aynı kelimenin
"görüş, inanç, düşünce ve akide" gibi anlamları da bulunmaktadır.
Kavl kelimesi bazı ayetlerde müminlerin güzel ve maruf sözleri, insanlara
yaptıkları tebliğ ve konuşmalar anlamında kullanılmaktadır. Örneğin Allah
müminlere "Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet
gelen bir sadakadan daha hayırlıdır..." (Bakara Suresi, 263) şeklinde
buyurmaktadır. Bir diğer ayette ise yetimlere ve yoksullara
"... güzel (maruf) söz..." (Nisa Suresi, 8)
söylenilmesini emretmektedir.
Bu anlamının yanısıra, "kavl" kelimesi ayetlerde doğrudan Kuran anlamında da
kullanılmaktadır. Allah'ın Hz. Muhammed (sav) aracılığıyla insanlara indirdiği
hikmetli sözleri birçok ayette "söz" kelimesiyle ifade edilmektedir. Bu
ayetlerden bazıları şu şekildedir:
Şüphesiz o (Kur'an), ayırt eden bir sözdür. (Tarık Suresi,
13)
Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi bir elçinin gerçekten
(Allah'tan getirdiği) sözüdür; (Tekvir Suresi, 19)
O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir. (Tekvir
Suresi, 25)
Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi,
yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? (Müminun Suresi,
68)
"Bu, bir beşer sözünden başkası değildir." (Müddessir Suresi,
25)
Hiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
O, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz? Bir kahinin de sözü değildir.
Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz? (Hakka Suresi, 40-42)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi "kavl" kelimesi bazı ayetlerde Kuran'ı
-Allah'ın sözünü- tanımlamak için kullanılmaktadır. Kuran'da "kavl" kelimesi ile
Kuran'a işaret edilen diğer ayetler ise şu şekildedir:
Onlar, sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola
iletilmişlerdir. (Hac Suresi, 24)
Andolsun, Biz öğüt alıp-düşünsünler diye, sözü birbiri
ardınca dizip-indirdik. (Kasas Suresi, 51)
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar,
Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl
sahipleridir. (Zümer Suresi, 18)
Gerçek şu ki, Biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy)
bırakacağız. (Müzzemmil Suresi, 5)
"Kavl" kelimesi Secde Suresi'nin 13. ayetinde
Allah'ın sözünün -vaadinin- gerçekleşmesi olarak kullanılmaktadır:
Eğer biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini
verirdik. Fakat Benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: "Andolsun,
cehennemi cinlerden ve insanlardan (İnkar edenlerle) tamamıyla dolduracağım."
Saffat Suresi'nin 31. ayetinde ise söz kelimesi Allah'ın yıkımı ve azabı
olarak ifade edilmiştir:
Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di)
üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi Allah'ın vaat ettiği sözü, cehennemin
inkar eden insan ve cinlerle tamamen doldurulması, azabın insanlar üzerine hak
olmasıdır. "O söz" gerçekleştiğinde inkar edenler sonsuz cehennem azabıyla
karşılaşacaklardır. "Söz" kelimesinin vaat anlamında kullanıldığı diğer ayetler
ise şu şekildedir:
Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık
ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk
çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
(İsra Suresi, 16)
Böylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi
yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür
hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş)
onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma,
çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik. (Müminun Suresi, 27)
Üzerlerine (azab) sözü hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, işte
bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da
azdırıp saptırdık... (Kasas Suresi, 63)
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık
inanmazlar. (Yasin Suresi, 7)
(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin
üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin Suresi, 70)
... Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş
ümmetlerde (yürürlükte tutulan azab) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar,
hüsrana uğrayan kimselerdi. (Fussilet Suresi, 25)
İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel
gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir.
Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır. (Ahkaf Suresi, 18)
Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş
bulunmaktadır, artık konuşmazlar. (Neml Suresi, 85)
Ayetlerde de görüldüğü Allah'ın sözü tüm inkar edenler için "büyük bir helak
ve sonsuz bir azap"tır. Üzerine "söz hak olmuş" olan kimseler için bir kurtuluş,
çıkış ya da kaçış yolu yoktur. Onlar hem dünyada hem de ahirette büyük bir azaba
uğrayacak, bu azaptan hiçbir şekilde uzaklaşamayacaklardır. Çünkü bu, Allah'ın
vaadidir ve Allah vaadinden dönmez. Ayetlerde Rabbimiz şu şekilde bildirir:
Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları
gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu Allah, va'dinden cayıp-dönmez." (Al-i İmran
Suresi, 9)
Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir
gerçektir... (Yunus Suresi, 4)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar;
Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. .. (Hac Suresi, 47)
(Bu,) Allah'ın va'didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak
insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 6)
Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır.
Sonunda ya onlara va'dettiğimiz (azab)in bir kısmını sana göstereceğiz ya da
senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar Bize döndürülecekler. (Mümin Suresi,
77)
Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde hiçbir
kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz;
biz yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle
inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz. Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü
kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp-kuşattı. (Casiye
Suresi, 32-33)
Buraya kadar incelediklerimizden Allah'ın sözünün sonsuz azabın başlayışına,
dolayısıyla kıyamet gününe baktığı anlaşılmaktadır. O gün Allah'ın sözü inkar
edenler üzerine hak olacak ve onlar büyük bir helak ile azaba uğrayacaklardır.
Kıyametin gelişi ise pek çok alametle anlaşılacaktır. İşte ahir zamanda
meydana gelecek olan bu alametlerden biri de Neml Suresi'nde bildirilen "dabbe"nin
çıkışıdır.
KURAN'DA DABBETÜ'L-ARZ
Dabbe: Hayvan, canlı. "Debbe" kökünden türemiş bir isimdir. "Debbe" hafif
yürüme, debelenme demektir. Hayvanlar ve haşereler için kullanılır. Bunun
yanısıra içkinin bedene yayılması ve bir çürüklüğün etrafına sirayeti gibi
hareketi gözle fark edilemeyen şeyler için de kullanılır.
Dabbe'nin kıyamet alameti olarak haber verildiği ayet Neml Suresi'nin 82.
ayetidir:
O söz başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe
çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle
inanmadıklarını onlara söyler. (Neml Suresi, 82)
Ayetin Arapça Okunuşu:
Ve iza vakaal'kavlu aleyhim, ahracna lehum dabbeten
minel'ardi, tukellimuhum ennen'nase kanu bi ayatina la yukinun
|
Ayette Geçen Kelimelerin Anlamları
|
| Ve: |
Ve |
| İza: |
-dığı zaman, -dığında |
| Vakaa: |
Düşmek, vaki olmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek,
başına gelmek, söz üzerine gerekli olmak |
| Elkavlu: |
Söz |
| Aleyhim: |
Onlara, onların üzerine |
| Ehrecna: |
Çıkarırız |
| Lehum: |
Onlara |
Dabbeten:
|
Bir dabbe, hayvan, canlı (Bu maddedeki
canlıdan maksat -bitkiler hariç- insanlar ve hayvanlardır) |
| Minel-arz: |
Yerden |
| Tukellimuhum: |
Onlara söyler |
| Enne: |
-dığını, -diğini, olduğunu |
| Ennase: |
İnsanlar |
| Kanu: |
İdiler, oldular |
| Biayatina: |
Ayetlerimize |
| La yu'kinun |
İnanmadıklarını |
|
AYETİN NEML SURESİ'NDE GEÇTİĞİ BÖLÜM
Gerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğullarına hakkında ayrılığa
düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor.
Ve gerçekten o, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında kendi hükmünü
verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.
Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak
üzerindesin.
Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını
dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici
değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte
Müslüman olanlar bunlardır.
O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe
çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle
inanmadıklarını onlara söyler.
Ve her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu
toplayacağımız gün, artık onlar 'tutuklanıp (azab yerine) dağıtılırlar.'
Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: "Siz Benim
ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne
yapıyordunuz?"
Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş
bulunmaktadır, artık konuşmazlar. (Neml Suresi, 76-85)
BU KELİMENİN GEÇTİĞİ DİĞER AYETLER
Tekil olarak "dabbe" şeklinde (Tümü)
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün
ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde,
Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her
canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında
boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için
gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş
yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan
bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (Enam Suresi, 38)
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın.
Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların)
Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)
"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan
Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı
yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı
korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a
secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar. (Nahl Suresi, 49)
Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek
olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak
onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne
bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)
Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı
üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı)
üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye
güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi
Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu
görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı
ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle
orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (Lokman Suresi, 10)
Böylece onun (Süleyman'ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman,
ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi.
Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş
olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı. (Sebe
Suresi, 14)
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile)
yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak
onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği
zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan
türetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini
toplamaya güç yetirendir. (Şura Suresi, 29)
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin
bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)
Çoğul olarak "devabb" şeklinde ;
Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü,
(bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)
Allah katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkâr
edenlerdir. Onlar artık inanmazlar. (Enfal Suresi, 55)
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş,
ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde
etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa,
artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (Hac
Suresi, 18)
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle
değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri
titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır
Suresi, 28)
Önceki sayfalarda görüldüğü gibi, Kuran'da "Dabbe" kelimesinin geçtiği pek
çok ayet vardır, ancak ahir zamanda gerçekleşen bu özel olayı anlatan tek ayet
Neml Suresi'nin 82. ayetidir. "Dabbe"nin bu ayette ifade edilen özelliklerini
tahlil ettiğimizde şunları görürüz:
1. Dabbe, "debb" eden; yani hareketli, canlı, bir varlıktır.
2. Dabbe, yerden, topraktan (minelard) mamuldür.
3. Dabbe, "konuşan" ve belli bir mesaj veren bir şey ya da varlıktır
ve bu konuşması tüm insanlara ve insanlığa (nasa) yöneliktir.
Ünlü müfessirlerden Elmalılı Hamdi Yazır'ın ifade ettiğine göre, dabbe
kelimesinin yaygın kullanımı canlı hayvanlar için olsa da; "Dabbe" kelimesi asıl
lügatte "mâyedübbü", yani debbeden, hafif yürüyen, debelenen olarak açıklanır Ve
şu halde tren, araba, bisiklet gibi otomatik şeyler için de kullanılabilir.
Dabbe hakkındaki bu bilgileri bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, bahsi
geçen "Dabbetü'l-Arz"ın, günümüz teknolojisinin bir ürünü olan televizyon
olabileceğini söyleyebiliriz. Ayrıca, "dabbe" kelimesinin Arapçada "nekire"
denilen, yani belirsiz kelime şeklinde kullanılmış olması, bunun bilinmeyen,
tanınmayan bir varlık olduğunu ifade etmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır bu noktaya şöyle işaret etmektedir:
"Bu âyette "dâbbe" diye nekre (belirsiz isim) olarak geldiğinden bunun
bildiğimiz dâbbelerden bambaşka bir dâbbe olması akla gelir..."
Elmalılı Hamdi Yazır gibi müfessirlerin dışında bazı sözlük yazarları da,
kelime anlamı olarak "dabbe"nin debelenen hareket eden her türlü teknik aleti de
ifade edebileceğini söylemişlerdir. Nitekim televizyon da, hareketleri ve
hareketli görüntüleri aktaran, frekanslarla bilgi akışı sağlayan bir teknik
alettir. Ancak daha önemli olan, ahir zamanın işaretlerinden olan bu yerden
mamul "dabbe"nin "insanlarla konuşması"dır. Televizyon herşeyden çok bu yönüyle,
ayetteki tarifi tecelli ettirmektedir. Dünyada televizyonun ulaşmadığı bir ülke,
bir millet, bir toplum neredeyse yoktur. İleri teknolojinin ürünü olan
televizyon her topluma kendi dili ile hitap etmektedir.
Son olarak "dabbe"nin ayette belirtilen temel bir özelliği de bunun yerden
çıkartıldığı veya "yerden mamul" olduğudur. Televizyonun da, tüm parçaları, (cam
ekranı, metal aksamı, vs) yerden, yeryüzündeki elementlerden meydana
gelmektedir.
Belirtilen "dabbe"nin televizyon olduğu yönündeki görüşümüzü teyit eden bir
başka nokta da, "dabbe"nin "ila en-nas" yani "insanlığa" seslendiği şeklindeki
ifadedir. Televizyon, yapısı itibarıyla, aynı anda tüm insanlığa mesaj veren bir
cihazdır.
Yine son dönemlerde, "dabbeten minel'ard"ın mahiyeti çok tartışılmış, bazı
Müslüman bilim adamları, "dabbe"nin, uyarıcı özelliği nedeniyle bir insan
olabileceğini söylemişlerdir. Ancak şunu hatırlatmalıyız ki, ayette belirtilen
"insanları uyarma" görevi insanlar tarafından yapılıyor olsa da, bu insanların
tüm dünyaya mesajlarını iletmeleri yine televizyon aracılığıyla
gerçekleşmektedir. Bu durum da -insan ya da kişi kelimesinin değil de "dabbe"
kelimesinin kullanılmış olduğunu da göz önüne alırsak- ayette söz konusu olanın
bir kişi değil, televizyon gibi bir teknik alet olabileceği fikrini
desteklemektedir.
Burada "dabbe" ile bir insanın kast edilmiş olmadığını ortaya koyan bir başka
nokta da şudur: Ayette bahsi geçen "Dabbe"nin yaptığı, insanlara "Allah'ın
ayetlerine inanmadıklarını söylemek"tir. Halbuki bu, neredeyse tüm
Müslümanların, şartlar oluştuğunda yaptıkları bir uyarıdır. Bunun özellikle
zikredilmiş olması, söz konusu "dabbe"nin sıradan bir insan ya da "canlı"
olmadığını göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir)
KURAN TEFSİRLERİNDE DABBETÜ'L-ARZ
İMAM TABERİ TEFSİRİ
Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman yerden bir dabbe
çıkarılır: Allah'ın azabı kendilerine vacib olduğu zaman yerden bir canlı
çıkarılır (1) da insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyleyerek
konuşur: Bu canlı, insanlara Allah'ın ayet ve hüccetlerine kesin olarak
inanmadıklarını söyler.
(1) Canlının (dabbe) yerden çıkarılması, kıyametin büyük alametlerindendir.
Buna Dabbetü'l-Arz denir. İbn Kesir dedi ki: Bu hayvan, ahir zamanda insanların
bozulmaları, Allah'ın emrini terk etmeleri ve hak dini değiştirmeleri anında
çıkacaktır. (Taberi Tefsiri, İmam Taberi, Ümit Yayıncılık, cilt 4, s.1664)
ÖMER NASUHİ BİLMEN TEFSİRİ
Bu mübarek ayetler, kıyametin vaktini bir alaycı bir tarzda sual eden, acele
gelmesini isteyen bulunan münkirlere karşı bir tehdit makamında bulunuyor,
kıyametin bazı mukaddimatına işaret ediyor. O münkirlerin nasıl bir durumda
bulunacaklarını, nasıl bir hitabı ıtaba maruz kalacaklarını, zulmları yüzünden
nasıl bir azaba uğrayacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Söylenen söz)
kıyamete dair verilen haber, kıyametin vuku bulacağına, onun müthiş bir saha
olacağına dair Kur'anı Mübinin bildirdiği felaket, o münkirlerin (başlarına
geldiği zaman) yani: O korkunç hailelerin zamanı yaklaşıp azabın başlarına
teveccüh edeceği vakit (onlar için yerden bir dabbe) garip, harikulade bir
hayvan meydana (çıkarırız da) bu pek acib bir kıyamet alameti bulunan mahluk
(Bizim ayetlerimize nasın kati surette inanmaz olduklarını onlara söyler) yani:
Kıyamet saatinin geleceğini bildiren ayatı ilahiyyeyi yakınen bilip tasdik
etmezler. O ayetlerin haber verdiği alametlerden biri de bu dabbenin zuhurudur.
Artık o münkirler, bu dabbeyi görecekleri zaman utanmayacaklar mıdır? Korkular
içinde kalmayacaklar mıdır? "Dabbe" lugatte yürüyen, hareket eden, üzerine
binilen herhangi hayvan demektir. Bu ayeti kerimedeki dabbeden murat da Allahü
alem, harikulade bir surette yerden çıkacak olan garip bir hayvandır ki,
insanlara karşı hitab etmek harikasını gösterecektir. Bunun Mescidi Haram veya
Safa mevkiinden çıkacağı rivayet olunmaktadır. Bu hayvan, kıyamet
alametlerindendir, kıyameti inkar eden insanları kabahatli, kötü gördüğünü
bildirerek Arapça konuşacaktır. Bunun hakkında birçok tafsilat vardır, bunun bir
insandan ibaret olacağına kail olanlar da vardır. Kendisinin ne kadar cesametli
olduğuna, iki üç defa yerden zuhur edeceğine dair bir hayli rivayetler de
vardır. Fakat bu rivayetler, bu hususta birer kuvvetli delil teşkil
etmemektedir. Biz bunun hakikatını, mahiyetini, tafsilatını ilmi ilahiye havale
ederiz. Ancak şunu da ilave edelim ki: Azamet kudretine nihayet olmayan, nice
garip harikulade bir hayvanı da vücude getirir, adeti cariyeye muhalif nice
asarı kudreti müşahede edip duruyoruz. İnsanları akıla, nutka nail buyurmuş olan
Halikı Azim Hazretleri, hangi bir mahlukunu da ilme, hikmete, kuvvei nutkiyeye
nail buyurabilir, bunu hiçbir mümin, ihtimal vermemezlik edemez, binaenaleyh
kıyamete yakın böyle bir dabbeyi, zihayat bir mahluku da vücuda getirecektir
Amenna
(Kuran-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Ömer Nasuhi Bilmen,
Huzur Yayın ve Dağıtım, cilt 5, s. 2567)
ELMALILI HAMDİ YAZIR TEFSİRİ
O söylenen başlarına geleceği vakitte, yani kâfirlerin acele gelmesini
istedikleri söz, söylenen o azab tamamiyle aleyhlerinde meydana geleceği,
başlarına kıyamet kopacağı zaman veya aleyhlerinde hüküm meydana geleceği zaman
onlar için yerden bir "dâbbe" (hayvan) çıkarırız ki, bu, onlara insanların
âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler. Yukarıda açıklandığı
üzere "Bilakis onlar bundan şüphe etmektedirler, zira
onlar bundan yana körler." (Neml Suresi, 66) olduklarını anlatır. Burada
kıyamet alâmetlerinden olan bir Dabbetü'l-Arz haber veriliyor.
DEBB VE DEBİB: Hafif yürüme, debelenme demektir.
Hayvanlarda ve çoğunlukla haşerelerde, yani böceklerde kullanılır. İçkinin
vücuda yayılması ve bir çürüklüğün etrafına bulaşması gibi, hareketi gözle
tesbit olunamayan şeylerde de kullanılır. "Dabbe" kelimesi de bundan fail olmak
üzere asıl lügatte "mâyedübbü", yani debbeden, hafif yürüyen, debelenen demek
olur. Ve şu halde tren, otomobil, bisiklet gibi otomatik şeylere de, lügatın
aslına göre "dâbbe" demek uygun olabilecekse de dilde kullanılışı hayvanlara
mahsustur. Hatta örfde dört ayaklı hayvanlarda ve onlar içinde özellikle atta
daha çok kullanılmıştır. Bununla beraber "Allah, her
hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünen, kimi iki ayağı
üstünde yürür, kimi dört ayak üstünde yürür..." (Nur Suresi, 45)
âyetinden anlaşılacağı üzere her hayvan hakkında kullanılır. Hayvan kelimesi ile
eşanlamlı gibidir.
"Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca
Allah'a aittir." (Hûd Suresi, 6) âyetinden anlaşılan da budur. Bundan
dolayı hayvan gibi insan için de kullanılır. Bu âyette "dâbbe" diye nekre
(belirsiz isim) olarak geldiğinden bunun bildiğimiz dâbbelerden bambaşka bir
dâbbe olması akla gelir. "Onlarla konuşan dâbbe" terkibinde açıkça belirtilen
bunun konuşan bir hayvan, yani insan olmasıdır. Tefsirler de bu iki nokta
etrafında dolaşmaktadır.
Râgıb, Müfredat'ında bu konudaki görüşleri şöylece özetlemiştir: âyetinde
denildi ki: "Dâbbe, tanıdığımızın aksine bir hayvandır ki, çıkması kıyamet
vaktine mahsustur" Bir de denildi ki: "Bununla cehalet ve bilgisizlikte
hayvanlar gibi olan en şerli kimseler kasdolunmuştur." Bu takdirde dâbbe bütün
debelenen yaratıkların ismi olarak ifade edilmiş olur. "Hâin" kelimesinin
cemisi, "hâine" gibi. Kâdı Beydâvî ve bazı hadisçiler bunu "cessâse" casuslar
olarak göstermişlerdir ki, bir hadiste haber verildiğine göre, cessâse, Deccal
için haberler araştırıp toplayan casus demektir. Ebü's-Suud da diyor ki: Bu
dâbbe, casustur. Bundan cins isim söylenip, bir de tefhîm (büyüklüğüne işaret)
tenviniyle bilinmezliğinin tekid edilmesi, şanının garibliğine ve özelliğinin,
davranışının açıklamadan uzak olduğuna delalet eder. Bundan dolayı hadiste
bildirilen bazı garip rivayetleri kaydettikten sonra, şunu da ilave ediyor: Hz.
Ali'den naklolundu: Kuyruğu olan bir dâbbe değil, sakalı olan bir dâbbedir,
demiş bir erkek olduğuna işaret etmiştir. Fakat meşhur olan bir dâbbe olmasıdır.
Şüphesiz Kur'ân'da denildiği için bir dâbbedir. Fakat erkek bir dâbbedir.
"Onlara söyleyen dâbbe" denilmesi ise, bunun bir insan olmasını belirtmek için
açık bir delildir. Burada söze mecazî bir mânâ vermek veya fiilini "söylemek"
mânâsına değil de cerh (yaralama) mânâsına konuşma ile yorumlamak, açık beyanın
zıddınadır. Garib rivayetler ile Kur'ân'ı açık mânâsından çıkarmak yakin ilmine
zarar vermektir.
Kaldı ki, Ahmed Tayalisi, Naim b. Hammad, Abd b. Hamid, Tirmizî hasen hadis
diyerek, İbnü Mâce, İbnü Cerir, İbnü Münzir, İbnü Ebi Hatim, İbnü Merduye ve
Beyhakî gibi zatların Ebu Hüreyre (r.a)den rivayet ettikleri bir hadiste
Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: "Dâbbetü'l-arz, Musa'nın âsası, Süleyman'ın
mührü yanında olarak çıkacak, mühür ile müminin yüzünü parlatacak, âsa ile
kâfirin burnunu kıracak, insanlar sofraya toplanacak, mümin ve kâfir tanınacak."
Bu
hadise göre de, dâbbe, maddî ve manevî normalin üzerinde bir kuvvet ve saltanat
ile ortaya çıkıp büyük bir İslâm devleti kuracak lider olmuş oluyor. Şüphe yok
ki, Musa'nın asasına, Süleyman'ın mührüne sahip olan kimse, büyük bir şahsiyet
olacaktır. Hem de kötülerden değil, iyi ve hayırlılardan olacak, bütün
müminlerin yüzünü güldürecek, kâfirlerin burnunu kıracaktır. Âyette "Onlara
insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler"
buyurulması da bunu gerektiriyor. Şu halde buna dâbbe ismi verilmesinin sebebi,
onun kâfirlere karşı acımasız olacağını ve Allah Teâlâ'ya göre onun meydana
çıkarılmasının zor bir şey değil, yerden normal bir dâbbe çıkarmak gibi kolay
olduğunu anlatmaktır. Burada bazı eserleri (haberleri) de kaydedelim:
1- İbnü Cerir'in Huzeyfe b. Esîd'den rivayet ettiğine göre: "Dâbbe'nin üç
çıkışı vardı: Birisinde bazı çöllerde çıkar, sonra gizlenir. Birisinde de,
emirler kan dökerken bazı şehirlerde çıkar, yine gizlenir. Sonra insanlar
mescidlerin en şereflisi, en büyüğü ve faziletlisi içinde iken yeryüzü
kendilerini fırlatmaya başlar. Derken halk kaçışır, müminlerden bir grup kalır,
bizi Allah'tan hiçbir şey kurtaramaz derler. Dâbbe de onların üzerine çıkar,
yüzlerini parlak yıldız gibi parlatır. Sonra hareket eder, artık ne takip eden
yetişebilir, ne de kaçan kurtulabilir. Bir adama varır, namaz kılıyordur,
vallahî sen namaz ehli değilsin der. Yakalar, müminin yüzünü ağartır, kâfirin
burnunu kırar" dedi. "O zaman insanlar ne halde olur" dedik. "Arazide komşu,
malda ortak, yolculuklarda arkadaş olurlar" dedi.
2- İlim ehlinden birçokları dâbbenin ortaya çıkması, emir bi'l-ma'rûf
(iyilikleri emir), ve nehiy ani'l-münker (kötülüklerden menetme) terk edildiği
vakittir demişler. İbnü Ömer (r.a) den rivayet edilir ki, âyeti emir bi'l-ma'ruf
ve nehiy ani'l-münker terk olunduğu vakittir, demiştir. Buna göre "Müslümanlar
da bozulup aleyhlerinde hüküm hak olduğu vakit" demek oluyor. (Kuran-ı Kerim
Tefsiri, Elmalılı Muhammed H. Yazır, http://www.kuranikerim.com/telmalili/neml.htm)
YAZARLARIN ESERLERİNDE DABBETÜ'L-ARZ
DABBETÜ'L-ARZ STEPHEN HAWKİNG Mİ?:
PROF. DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK'ÜN "CEVAP VERİYORUM" İSİMLİ KİTABINDAN
Dabbet'ül-Arz Çıktı mı?
146. Kıyametin alamelerinden biri olarak anılan Dabbetü'l-Arz'dan ve onun
çıkışından Kuran'da söz edilmiş midir? Edilmişse Dabbetü'l-Arz konusunda neler
söylenebilir?
Kuran, Dabbetü'l-Arz'ın çıkışı üzerinde durmaktadır.
Neml Suresi 80-85. ayetler insanoğlunun, kötülükleri yüzünden uğrayacağı sonu
anlatırken, bu sonun geldiğini gösteren belirtilerden biri olarak yeryüzünden
bir dabbenin çıkacağına dikkat çekmektedir. 82. ayet şöyle diyor: 'O söz,
tepelerine indiğinde, yerden onlar için bir dabbe çıkarırız da o onlara,
insanların Bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.'
İnsanlığın
sonunun geldiğine, azap ve hesap döneminin başladığına işaret sayılan ve
insanlığı Allah'ın ve evrenin yasalarına aykırı davranmakla itham edip uyaran bu
dabbe nedir?
Kuran bünyesinde 14 yerde tekil (dabbe), 4 yerde de çoğul (devabb) olarak
geçen dabbe kelimesinin sözlük anlamı debelenen şey, demektir. Kuran bunu her
türlü canlı için kullanır. Daha çok hayvanlar için kullanılır. Elmalılı'nın
deyişiyle, 'Hayvan lafzıyla eşanlamlı gibidir.' Nur 45. ayete göre, sürüngen,
dört veya iki ayaklı tüm hayvanlar dabbedir. Ancak Kuran'ın bu sözcüğü
kullandığı ayetlere baktığımızda (Örneğin, Hud, 6; Nahl, 49, 61) dabbenin insanı
da kapsayacak bir biçimde kullanıldığını görüyoruz. Elmalılı bu noktaya
değinirken haklı olarak, 'Hayvan gibi, insana da ıtlak olunur' demektedir.
Demek oluyor ki, Kuran'ın kullandığı şekliyle dabbe, yerine göre, hayvan
türünden bir canlı olabileceği gibi, insan da olabilmektedir. Sebe Suresi 14.
ayette, Hz. Süleyman'la ilgili bir olay anlatılırken adı geçen Dabbetü'l-Arz'ın
bir kurtçuk olduğu tartışma götürmeyecek biçimde açıktır.
Konumuzun omurgasını oluşturan Neml 82'de ise dabbenin hayvan olması mümkün
görülemez. Çünkü o konuşacaktır ve hikmetli, ibretli bir biçimde konuşacak,
uyarı yapacaktır. Hatta, insanoğlunun muhatap tutulduğu uyarıların en
önemlilerinden birini yapacaktır. Böyle bir uyarıyı yapan varlığın hayvan olması
söz konusu edilemez. Nitekim, Kuran'ın, Hz. Peygamber'den sonra en büyük
müfessiri kabul edilen Hz. Ali, Neml 82'deki dabbeden söz ederken şöyle diyor:
'O, kuyruğu olan bir dabbe değil, sakalı olan bir dabbedir.' Yani insandır. Hz.
Ali'nin bu sözünü de alıntılayan Elmalılı, Neml 82. ayette yer alan dabbe ile
ilgili olarak şu sonuca varıyor: 'Açık olan şu ki bu ayetteki dabbe insandır.'
Dabbetü'l-Arz ile ilgili olarak hadis diye rivayet edilen birçok söz vardır.
Bunların güvenilir olmadığı eskiden beri birçok hadisçi tarafından söylenmekte
idi. Yüzyılımızn en büyük hadis bilgini sayılan Elbani ise bunların tümünün
uydurma olduğunu ispatlamıştır. (bk. Elbani; Silsiletü'l Ahadis ez-Zaifa,
3/233-235) O halde, Kuran ayetini yorumlarken bu sözlere dayanmamız yanlış olur.
Kuran'dan baktığımızda, Dabbetü'l-Arz hakkında şu tespitleri yapmak mümkün
görülmektedir:
1) Dabbetü'l-Arz, bir insandır. Konuşmakta, uyarmaktadır. Neden böyle bir
varlık, insan olarak değil de dabbe olarak anılmaktadır. Bunun böyle olması
dabbenin alametlerinden biridir. O, tüm hikmetli konuşmalarına, uyarılarına
rağmen fizik özellikler bakımından tam fonksiyonel bir insan değildir. İnsanın
hareketlerini sergilemekten çok, debelenen bir varlığın hareketlerini
sergilemektedir. Yani o, beyni ve özü bakımından mükemmel bir insan olmasına
rağmen, bedensel açıdan tam fonksiyonel bir insan değildir. İşte onun
belirtilerinden biri de budur.
İnsandan çok, debelenen bir varlığı andıran fiziki görünüm içinde en ileri
fikir ve bilim verilerini üreten ve insanlığa ulaştıran varlık olmak, insanlığın
sonunu haber veren Dabbetü'l-Arz'ın belirgin niteliğidir.
2) Dabbetü'l-Arz, meramını 'teklim' yoluyla anlatır. Kuran, sözle anlatım
için daha çok 'kavl' (söz), 'beyan' (açıklamak), 'hadis' (söz) kelimelerini
kullandığı halde Dabbetü'l-Arz'ın meram anlatışını ifade için teklim sözcüğünü
seçmiştir. Allah'ın insanla konuşması da bir teklim olayıdır. Bu teklimin
değişik uygulamaları olduğunu Kuran'dan öğreniyoruz. Vahiy bunlardan biridir.
Unutulmaması gereken şudur: Allah'ın insanla tekliminden doğrudan ve kelimelerle
konuşmak söz konusu değildir; daima işaretler ve aracılar kullanılır. Başka bir
deyişle, teklim de kelimeleri ancak konuşanla muhatap arasındaki vasıtalar
kullanabilir. Nitekim, Allah'ın insanla 'konuşması'ndan söz eden Şura Suresi 51.
ayette de teklim sözcüğü kullanılmıştır. Allah'ın beşerle konuşması ancak
'teklim' yoluyla mümkündür.
Dabbetü'l-Arz'ın konuşması da, en azından dünyanın sonuna ilişkin uyarısı,
işaretlerle, aracılarla konuşma olacaktır. Onun kendisi de zaten normal bir
insanın bedensel fonksiyonlarını sergilemekten uzaktır. O; beyni, bilgisi ve
ruhuyla öne çıkan bir varlıktır.
Biz bu Kuran'daki bilgileri dikkate aldığımızda, Dabbetü'l-Arz'ın kimliğini
belirleyebilmekteyiz.
Dabbetü'l-Arz, çıkmıştır, şu anda yaşamaktadır ve Kuran'ın sözünü ettiği
uyarıları, yine Kuran'ın gösterdiği tarz ve üslupla insanlığa ulaştırmaktadır.
Kuran'ın verileriyle bilim dünyasından yükselen uyarıları birlikte düşünenler,
Dabbetü'l-Arz'ın kimliğini, yaşadığı ülkeyi, meslek ve kariyerini bulmakta
gecikmezler.
Bana göre, Dabbetü'l-Arz, insanlığı, kıyametin yaklaştığı yolunda sürekli
uyaran ve nitelikleri Kuran'daki tanıtıma tıpa tıp uyan Stephen Hawking'dir.
DABBETÜ'L-ARZ AIDS HASTALIĞI OLABİLİR Mİ?
İSMAİL MUTLU'NUN "BEDİÜZZAMAN'IN YORUMLARI IŞIĞINDA KIYAMET
ALAMETLERİ" İSİMLİ KİTABINDAN
Kıyametin büyük alametlerinden birisi de, Dabbetü'l-Arz'ın çıkmasıdır.
Kuran-ı Kerim'de bununla ilgili olarak şöyle buyurulur:
"Söz verdiğimiz gün gelip çattığında, onlar için yerden bir
canlı çıkarırız ki, kendilerine, insanların ayetlerimize kesin olarak
inanmadıklarını söyler." (Neml Suresi, 82)
Peygamberimiz (sav) de bir hadislerinde Dabbetü'l-Arz'ı, kıyametten önce
çıkacak olan on büyük alametten birisi olarak saymıştır. (Müslim, Fiten: 39,
İbni Mace, Fiten: 28, Tirmizi, Fiten: 21)
Dabbetü'l-Arz için kitaplarda çeşitli şeyler söylenmiştir. Mesela bazı
kitaplarda başı bulutlara değecek kadar büyük olduğu, dört ayaklı olup,
derisinin kılla kaplı ve iki kanatlı olduğu, başı öküz başına, gözü domuz
gözüne, kulağı fil kulağına, göğsü arslan göğsüne, rengi pars rengine, kuyruğu
koç kuyruğuna, böğrü inek böğrüne, ayağı deve ayağına benzediği bildirilmiştir.
Yine bildirildiğine göre Dabbetü'l-Arz'ın yerden çıkışı üç gün sürecektir.
Deccal ve Mehdi bahislerinde dünyanın imtihan dünyası olduğu üzerinde durmuş,
deccalin hadislerde bildirilen vasıfların zahirine göre ortaya çıkmasının,
Mehdi'nin beşer üstü bir varlık olmasının imtihan sırrına zıt olduğunu ifade
etmiştik. Aynı şeyi yukarıda tarif edildiği şekliyle Dabbetü'l-Arz için de
söyleyebiliriz. Dünya imtihan yeri olduğuna göre, tarif edildiği şekliyle bir
hayvanın ortaya çıkması imtihan sırrını ortadan kaldırır. İnsanları imana
zorlar. Nitekim büyük müfessir Fahreddin Razi de, Dabbetü'l-Arz'ın vasıflarıyla
ilgili yukarıdaki sözleri naklettikten sonra, şöyle der:
"Bilmiş
ol ki, Kuran-ı Kerim'de yukarıda anlatılan hususlardan herhangi birisine delalet
eden bir şey yoktur. Bu hususlarla ilgili olarak Resulullah tarafından
buyurulduğu sabit olan sahih hadis varsa, kabul edilir. Aksi takdirde bu sözlere
iltifat edilmez."
Zaten Kuran-ı Kerim'de Dabbetü'l-Arz'ın geçtiği diğer ayetler de Dabbetü'l-Arz'ı
öyle tarif edildiği gibi büyük bir hayvan olarak anlamamıza manidir. Mesela
Bakara Suresi'nin 164. ve Hud Suresi'nin 6. ayetlerinde "dabbe", "canlı"
manasında kullanılmaktadır. Sebe Suresi'nin 14. ayetinde ise "Dabbetü'l-Arz"
ifadesi, ağaç kurdu cinsinden hayvanlar için kullanılmıştır.
Bediüzzaman, Sebe Suresi'nin 14. ayetinden hareketle Dabbetü'l-Arz'ın bir tek
hayvan değil, arı, karınca ve sinek cinsi gibi bir cins olduğuna dikkat çeker ve
şöyle der:
"Kuran'da, gayet mücmel bir işaret ve lisan-ı halinden kısacık bir ifade, bir
tekellüm var. Tafsili ise: ben şimdilik başka meseleler gibi kat'i bir kanaatla
bilemiyorum. Yalnız bu kadar diyebilirim:
" 'La ya'lemü'l-galbe illallah' Nasıl ki kavm-i Firavun'a, çekirge afatı ve
bit belası ve Kabe tahribine çalışan Kavm-i Ebrehe'ye Ebabil kuşları musallat
olmuşlar. Öyle de: Süfyan'ın ve deccallerin fitneleriyle bilerek, severek isyan
ve tuğyana, Yecüc ve Mecüc'ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve
dinsizliğe, küfür ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek
hikmetiyle arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zir ü zeber edecek. Allahu
a'lem. O dabbe bir nevidir. Çünkü, gayet büyük bir tek şahıs olsa, her yerde
herkese yetişemez. Demek, dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak. Belki 'İlla
Dabbet-ül Ardı te'külü min seetehu (asasını kemirmekte olan bir ağaç kurdu,
Süleyman'ın ölümünü onlara fark ettirdi)' ayetinin işaretiyle, o hayvan, Dabbet-ü'l
Arz denilen ağaç kurtlarıdır ki: insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek,
insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Müminler iman berektiyle
ve sefahat ve su-i istimalattan tecennübleriyle (korunmalarıyla) kurtulmasına
işareten, iman hususunda o hayvanı konuşturmuş." (Şualar, s. 497)
Dabbetü'l-Arz'ın
AIDS olduğunu söyleyenler de vardır. Gerçekten de, bu hastalığa baktığımızda,
Bediüzzaman'ın te'viline çok yakın bir özellik taşıdığı görülür. Bediüzzaman,
yukarıdaki sözlerinin bir yerinde, Dabbetü'l-Arz'ın ağaç kurdu cinsinden bir
hayvan olduğunu ifade etmişti. Ağaç kurdu ağacı içten yiyip devirdiği gibi; AIDS
virüsü de, yakaladığı insanların kemiklerini içten içe eriterek, ölümüne sebep
olmaktadır.
Bediüzzaman, yukarıdaki sözlerinin son kısmında müminlerin iman bereketiyle
ve sefahet ve su-i istimalattan korunmalarıyla Dabbetü'l-Arz'dan
kurtulacaklarına dikkat çekmişti.
AIDS, homoseksüellerde ve gayr-i meşru ilişkiye girenlerde görülmekte ve
yayılmaktadır. AIDS'le ilgili ilk vakalar homoseksüelliğin yaygın olduğu Amerika
ve Haiti gibi ülkelerde görülmüştür. Gerçek müminlere dokunmamaktadır. Çünkü
dinimiz Lutiliği ve zinayı haram kılmıştır. Gerçek müminler ise bu harama
girmemekte, dolayısıyla iman bereketiyle, Dabbetü'l-Arz'dan korunmaktadırlar. Bu
durum aynı zamanda, "iman hususunda o hayvanın konuşmasıdır." AIDS virüsü iman
edenleri ve etmeyenleri ayırt ederek, bunu kendilerine "söylemiş" olmaktadır.
Diğer taraftan, Allah'ın Lutiliği ve zinayı haram kıldığı herkes tarafından
bilinmektedir. AIDS'in mühim sebeplerinin bunlar olması, Allah'ın haram kıldığı
şeylerde pek çok hikmetlerin bulunduğunu, İslamiyetin hak din olduğunu insanlara
ikaz etmektedir.
AIDS virüsünün Dabbetü'l-Arz olabileceği noktasında kanaatimizi
kuvvetlendiren bir diğer husus da, Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde,
kıyametin altı alametini sayarken bunlardan birisinin de koyunların kırılması
gibi insanları toplu şekilde öldürecek olan "veba" hastalığı olduğuna dikkat
çekmesidir. (Buhari, Cizye: 15; Müsned, 2:174; 5: 228)
AIDS'in bir ismi de "asrın vebası"dır ve hadiste de ifade edildiği gibi,
"koyunun kırılması" gibi insanları toplu olarak öldürmektedir. Uzmanların
açıklamalarına göre bu ölüm oranı gelecek yıllarda katlanarak artacaktır.
Dabbetü'l-Arz'ın AIDS olabileceğini söylememiz, bir tahminden ibarettir.
Doğrusunu ancak Allah bilir. Belki de ileride AIDS'den daha tehlikeli
hastalıklar çıkabilir. Her ne olursa olsun, Yüce Allah'tan bizleri Dabbetü'l-Arz'dan
korumasını niyaz ediyoruz.
DABBETÜ'L-ARZ MANEVİ BİR VARLIK MIDIR?:
ERGUN CANDAN'IN "KIYAMET ALAMETLERİ" İSİMLİ KİTABINDAN
"Dabbetü'l-Arz" Arapça bir tamlamadır.
"Dabbe": Hayvan veya binek hayvanı anlamına gelir.
"Dabbetü'l-Arz" ise: Kıyamet vakti yaklaşınca yerden çıkacak olan "korkunç
bir hayvan" anlamında kullanılmıştır.
Adeta canavarı andıran bu hayvan, tüm mitolojilerde ve ezoterik bilgilerde,
astral bedenimizi adeta bir zırh gibi saran "tortunun" sembolüdür... Nitekim
mitolojilerde bu tortu ağzından alevler saçan "canavar" ile
sembolleştirilmiştir. Mitolojilerdeki canavarlarla mücadele motifleri ise, bu
tortunun inisiyatik çalışmalarda temizlenmesinin mecazi anlatımıdır. Sadece
mitolojilerde değil, eski uygarlıkların dinsel metinlerinde de aynı sembol ile
karşılaşırız.
Örneğin,
"Kıyamet"i anlatan İncil'in Yuhanna'nın Vahyi'nde de bu tür bir canavar sembolü
kullanılmıştır:
"Ve gökte başka bir alamet göründü; ve işte, yedi başı ve on
boynuzu ve başları üzerinde yedi tacı olan büyük kızıl bir ejder vardı... Mikael
ve kendi melekleri ejderle cenk etmek için çıktılar ve ejder ve kendi melekleri
cenk ettiler ve galip olamadılar..." (Yuhanna'nın Vahyi, Bab:12/2-3, 7-8)
"Dabbetü'l-Arz" sembolünü tekrar ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz:
"Kıyamet"in, yani "genel uyanış"ın başlayacağı günlere yaklaşıldığında, yavaş
yavaş insanlar kendilerindeki bu tortunun farkına vararak, bu tortunun
temizlenmesi için bir çaba içine gireceklerdir. Daha önce böyle bir çaba içine
girememişlerdir; çünkü bu tortuyu daha önce görmemişler ve fark etmemişlerdir.
Demek ki, bu tortu "Kıyamet"e doğru insanlar tarafından daha kolay fark edilmeye
başlanacaktır...
Günümüzde "Dabbetü'l-Arz"ı fark etmeye başlayan insanların sayısındaki artışı
göz önüne aldığımızda, bu "Kıyamet Alameti"nin de ortaya çıkmakta olduğunu
rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta, "Kıyamet"in şuurlandırıcı tesirlerini şimdiden
fark etmeye başlayanlar ise, bu mücadeleye çoktan girmeye başladılar bile...
Bunu fark edemeyenlerin ise, "genel kıyameti" beklemekten başka çareleri yok
gibi görünüyor...
DABBETÜ'L-ARZ VURDU:
HÜSEYİN HATEMİ'NİN TEMPO DERGİSİNDEKİ (15-21/11/2001)
SÖYLEŞİSİNDEN
Tempo: Dabbetü'l-Arz meselesi nedir?
H. Hatemi: İncil'in Ahd i Cedid denen bölümünün son kitabı Yunancadır.
11. Bab'ında, Aabbetü'l-Arz, İncil'in İngilizce tercümesine bakın, Fransızca,
Almanca tercümesine bakın, yerden çıkan canavar diye tercüme edilmiştir. Yerden
çıkan canavar da öyle sanıyorum ki Yunancadan sonra milli dillere aktarılırken
sanki yerin altından çıkmış gibi tercüme edilmiştir. Halbuki öyle değil.
Kuran'ı Kerim'de Dabbetü'l-Arz kelimesini şöyle anlamak lazım. Bu, bir
simgedir. Zaten İncil'deki vahiy kitabında da Yuhanna vahyinde de simge olarak
kullanıldığını anlıyoruz. Bu canavarın, salih kişiler yani gerçek iman sahibi
iyi kişiler, yeryüzünde ilahi sevginin ve adaletin hakim olmasını isteyen
kişilerle savaşacağını ve onları yeneceğini, öldüreceğini söylüyor.
Dabbetü'l-Arz Kuran'da iki yerde geçiyor, Sebe Suresi'nde ve Neml Suresi'nde.
Hz. Süleyman devrinde daha Hz. Süleyman vefat eder etmez bugünkü Tevrat metninde
de yer alan ama masallarla ilgisi olmayan bir Hiram Usta efsanesi çıkarak, gizli
bir örgüt Süleyman devletini içinden kemirdi. İşte ona Dabbetü'l-Arz dendi.
Hiram Usta'nın Süleyman'dan çok üstün olduğu, onun gizli örgütün reisi olduğu
masalları ortaya çıktı. Bugün masonluğun benimsediği efsaneler gibi.
İşte kıyamet yaklaştığı zaman da yani Milat'tan sonra 1725 yıllarında bu
örgüt canlanacak ve buna bağlı çeşitli örgütlerle, dünyadaki güç örgütlerinin
birbirleriyle ilmiklenmesiyle Dabbetü'l-Arz tekrar yeryüzünde belirecek ve
insanlık ilahi emirlere uymadığı için de Dabbetü'l-Arz'ın gelişmesine müsait bir
ortam doğacak. Bu ortamdan yararlanan canavar da insanlığı sokacak.
Tempo: Kim bu Dabbetü'l-Arz ?
H. Hatemi: Merkezi New York'tur. Ama Amerikalılar millet olarak
Dabbetü'l-Arz değildir. Bu örgüt Yahudiliği bir alelade millet olmaktan çıkaran,
Museviliği bir ırki din haline getiren, materyalist siyonist görüşe sahiptir.
Amerika'yı elinde istediği gibi kullanmaktadır. Ama bu demek değildir ki, biz de
şimdi Siyonizm kelimesine şartlanalım, Yahudi kelimesine şartlanalım. İsrail
kelimesine dahi şartlanmamız lazım. Çünkü Kuran'ı Kerim, İsrail'i hiç kötü
anlamda kullanmaz. İsrail, Yakup Peygamber'in adıdır. Yani Yahudilerin
peygamberleri bizim de peygamberlerimizdir. Hatta Siyonizm kelimesine bile
şartlanmamak lazım. Kahrolsun İsrail diye bir cümle Kuran'a da aykırıdır. Bugün
yeryüzünde hukuk devleti, adalet, bütün insanların eşitliği ve kardeşliği
fikriyle el altından savaşan bir Amerikan Yahudi lobisi içinde, bir azınlık
örgüt vardır. Bu sermaye gücüyle dünyanın her tarafında Dabbetü'l-Arz görevini
oynamaktadır. Kuran'ı Kerim'in söylediği Dabbetü'l-Arz bundan ibarettir.
Tempo: Amaçları nedir?
H. Hatemi: Materyalisttirler. Fert ölümlüdür, materyalist anlamda
bakarsak fert ölmekle yok olmaktadır. Fakat yine materyalist anlamda bakarsak
bütün ırkın fertleri gene üstün ırk olarak o soydan doğup gelmektedirler. Birey
ölümlüdür ama ırk devamlıdır. Tanrı diye bir şey yoktur... Üstün ırk tektir, o
da Yahudi ırkıdır. Oysa gerçekte yahudi ırkı diye de bir şey yoktur. Bunlar
Dabbetü'l-Arz tarafından sokulup Dracula tarafından ısırıldıktan sonra da
hortlaklaşan tipler gibidir. Hitler'e düşmandırlar ama başka bir yönden
Hitler'dirler.
Tempo: O zaman siz Dabbetü'l-Arz'la 11 Eylül'ü de
ilişkilendiriyorsunuz öyle mi?
H.
Hatemi: New York'un bu olay için seçilmesinde, Amerika'nın moralini içten
çökertme istihzası ve planı da var. Babil'in Amerika'ya uyduğunu da gösteren ve
manevi çöküntüye de sebep olacak olan Hıristiyanları kendi kitaplarıyla vurma
planı var, bu o işte. Çünkü kuleler şeklinde göğe yükselen günahlar, en çok
Babil nasıl Amerika'ya uyduğu gibi New York'a da uyuyor. Gökdelenler şehrine
uyuyor. Onları kendi yaptıkları cinsten cezalandırın anlamında ve cezalarını iki
kat yapın anlamında cümleler var. Onlara kendi bastıkları paralarla ödeme yapın.
Onların hak ettikleri cezayı iki misli olarak kendi eylemleriyle ödeyin.
Hiroşima'yı bombalamaları gibi. Siz de orayı vurun ve bütün dünya tacirleri
Babil vurulduktan sonra Babil'e ağıt yakacaklar diye bir ağıt geliyor. Bütün
dünya tacirleri ifadesi de bir kaç yerde geçtiği için Dünya Ticaret Merkezi
vuruldu. Ama bundan sonra da zaten bu iş İslam alemine karşı bir Haçlı seferi
olarak yapılmıştı.
Tempo: O bahsettiğiniz gizli örgütün işi mi 11 Eylül saldırısı?
H. Hatemi: Evet. Hiçbir ırkı, dini toplu mahkum etmemek lazım.
Yahudilerden de çok sevdiğim kimseler vardır. Naom Chomsky, o zat, işin
gerçeğini çok iyi bilmekte ve yazmaktadır. İyi Yahudi bizde de çoktur. Üzeyir
Garih'in bu olaydan kısa süre önce başına gelen şeye bir dost kaybetmiş olarak
üzüldüm. İnşallah şehit olmuştur.
Tempo: Peki Ladin bu işlerin neresinde?
H. Hatemi: Ladin kahraman falan değildir. Terör hiçbir zaman tasvip
edilemez. Terör İslam'la da özdeşleştirilemez. Ladin'i yine Dabbetü'l-Arz ortaya
çıkardı. O ısırdı ve hortlaklaştırdı. Hortlaklaştırdıktan sonra, Frankeştayn'ı
laboratuvarda icat eden kişinin sonra da ortadan kaldırmaya uğraşması gibi...
hani gene benzetmek gibi olmasın bazı köpekler yetiştirilir ve şartlandırılır,
ondan sonra sahibini ısırmaya başlayınca vurulur. İşte Ladin de öyleydi.
KANAL D TELEVİZYONU (22/10/2001) TEKE TEK PROGRAMI'NDA
HÜSEYİN HATEMİ'NİN AÇIKLAMALARI
... ... Gelecekteki olaylara ilişkin ayetler Kuran-ı Kerim'de elbette ilahi
hikmet dolayısıyla müteşabihtir, bunda zaten Yaşar Nuri Bey de aynı şeyi
söylüyor, müteşabih, ama mesela aynı zamanda doğru olan yirmi, otuz, yüz manası
olabilen ayet demek değildir, yani bu gibi geleceğe dair haberlerde müteşabih
olmak demek simgesel ifade kullanılmış olduğunu gösterir, ahkam ayetlerin de
mesela bir hüküm, bir emir, bir fıkhi emir ayetlerinde müteşabih simgesel demek
anlamına gelmez her zaman, şu anlama gelir: Anlamı kesin ve mutlak olmayan, gene
Kuran-ı Kerim'in başka ayetleriyle yorumlanması gereken ayetler, demek ki
müteşabih ayetin genel özelliği şudur ki Kuran-ı Kerim'in onu tefsir eden başka
ayetlerini dikkate alıp ondan bir mana, doğru bir mana çıkartmaya uğraşmak
gerekir. Şimdi ben yerden çıkacak yaratık, herhalde simgesel bir ifadeyle beyan
buyurulmuştur, hatta bugünkü düşünceme göre Kuran-ı Kerim'de yerden çıkmanın
maksadı o manada bir simgeye de başvurulmuş değildir, ama İncil'de de aynı şey
vardır, hatta İngilizcesi de Almancası da arz ile müşterek olan, mesela
Almancada 'Erde' denen kelime işte Kuran-ı Kerim'deki arzdır. İncil'in Almanca
İngilizce tercümelerine bakarsanız son kitapta vahiy kitabında 13. babın
onbirinci cümlesinde şöyle deniyor: Karadan çıkan canavar diye tercüme ediliyor
Türkçeye, ama Almanca aslına bakarsak öyle sanıyorum ki Dabbetü'l-Arz tam
mukabilini görecektik, nitekim İngilizcesindeki Almancasındaki kelime de arz ile
aynı kelimedir. Belki fenikeliler sami dilde Avrupa'ya çok eskiden götürdüler,
şimdi Dabbetü'l-Arz demek ki arzdan çıkan yerin altından çıkan canavar...
...
Arzın
canavarı diye simgesel bir ifadeyle, ki vahiy kitabını okuduğumuz zaman İncil'de
mesela bunun azizlerle savaşacağını, Allah'a inanan, Allah'a bağlı kişileri
yeneceğini, bunları öldüreceğini yok edeceğini söylüyor. Arzdan çıkan canavar
diye orada tercüme edildiği için işte biz de minel arz deyince, işte dünyadan
yeryüzünde çıkacak bir tüzel kişilikten, kötü anlamda bir örgütten bahsediliyor.
Mesela Kuran-ı Kerim'de deccal terimi yok, Dabbetü'l-Arz bir nevi deccalin
Kuran'daki karşılığı, o da tek bir kişi değil aldatıcı, insanlığa zarar verici
bir örgüt, fesat örgütü manasına.
...
Teröre de başvuran hiç şüphesiz bir örgüt. Ama bu örgütün de ne olduğunu
tefsir etmek için yine Kuran'a Kuran'la bakmak lazım...
...
Yani bu kabil şeyleri Kuran'ı ancak Kuran'la tefsir ederek anlama ilkesinden
ayrılmamalıyız. Kuran'ı müteşabih ayetlerin en iyi yorum tarzı Kuran'ı bütünü
içinde değerlendirmektir. Şimdi mesela bu vahiy kitabından da yararlanarak zaten
bakıyoruz orada da Dabbetü'l-Arz bu şekilde simgesel bir ifadeyle kullanılıyor.
Şimdi şöyle diyorum Dabbetü'l-Arz gene Kuran-ı Kerim'de Yecüc ve Mecüc denen
topluluğu belli bir kavime yamamaktansa şöyle denilebilir belki şöyle
denilebilir: Allah bilir doğrusunu Yecüc azınlıkta olmakla beraber güç sahibi ve
çoğunluğu "ivicaca sapmaya" sürükleyen bir topluluk yani "ivicac" kelimesiyle
aynı kökten gelerek Yecüc, başkalarını saptıran bir azınlık bir çok güçlü baskı
grubu
Mecüc de onun tarafından saptırılıp dünyayı "istidada eden" insanlığa
zarar verecek bir başka topluluk. Dabbetü'l-Arz ise bunların kurdukları merkezi
ve bütün arza hakim olan bir iktisadi baskı grubu, bir nevi tüzel kişilik, örgüt
anlamındadır.
...
Ama Mecüc.... Ama Dabbetü'l-Arz için değil, Mecüc için Amerika'yı tarif
ediyorum. Dabbetü'l-Arz'a geleyim hangi ayeti Dabbetü'l-Arz'ı yorumlamak için
yani Neml Suresi'nin 82. ayetini hangi ayetle bu müteşabih ayeti yorumlamamız
lazım bakıyorum. Kuran-ı Kerim yine birbirini tefsir eder, insanı doğruya
iletir. Sebe Suresi'nin, 34. surenin 14. ayetini
okuduğumuz zaman görüyoruz ki yine müteşabih bir ayet ama o ayetle bu ayetin her
ikisinde de Dabbetü'l-Arz terimi geçiyor. Başka hiçbir ayette, Dabbe geçiyor
genel anlamında işte hayvan anlamında mesela "yeryüzünde
yürüyen hiçbir hayvan, gökte kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki onlar da
sizin gibi bir ümmet, bir topluluk olmasınlar." Yani hayvanlara
gösterilmesi gereken sevgiyi, onların haklarına riayeti belirten ayet-i
kerime...
...
Şimdi Kuran-ı Kerim'de Sebe Suresi'nde 14. ayetinde yine simgesel bir ifade
ile ama Dabbetü'l-Arz'ın ne olduğunu kanaatimce tamamen açığa çıkartan şu ayet
meali ile karşılaşıyoruz Türkçesinde. Hz. Süleyman'ın bunu da halk yine yanlış
daha doğrusu o simgesel ifadeye lafzi mana vererek kelime manasını vererek bir
alay hikaye çıkıyor. Hz. Süleyman öldüğünde öldüğünün kimse farkına varmadı
çünkü asasına dayanmış olduğu bir sırada ayaktayken öldü seneler böyle geçti,
nihayet Dabbetü'l-Arz asayı kemirdi, Süleyman Peygamber düşünce öldüğünü
anladılar
Halbuki bu da şu demektir simgeye dikkat edersek, asa her zaman
devlet gücünün sembolüdür. Süleyman'ın adalet devleti, hukuk devleti, insan
hakları devleti Süleyman'ın vefatından sonra devam ediyor zannedildi. Fakat bu
devlete musallat olan Dabbetü'l-Arz bir gizli kamufle fesat örgütü içinden
kemirdi o devletin gücünü ve Süleyman devleti çöktü. Adalet, hukuk devleti çöktü
ve kıyamet alametleri belirdiği zaman, söz gerçekleştiği zaman, Allah'ın bu
konudaki hükmünün gerçekleşmesi yakınlaştığı zaman, yeryüzünde tekrar Dabbetü'l-Arz
belirecek. Ama "insanlarla konuşacak" da yanlış bir tercüme. Nitekim Yaşar Nuri
Bey de benim o Akşam gazetesindeki beyanattan iki sonra idi zannedersem, Star
gazetesinde yazdı, şu şekilde tükellim mühim değil şey de olabilir açıkça böyle
yazmadınız ama kelimenin kökeninde yaralamak vardır dediniz. Yani kelime yanlış
harekelendiriliyor onun için de ayet tamamen başka bir manaya sokuluyor. Yani
şöyle tercüme ediliyor, bu yerden çıkan veya yeryüzünde beliren mübarek varlık
kıyamet habercisi bir nevi aziz veli şey yapacak insanlara "siz Allah yolunu
terk ettiniz" diye uyaracak ve onlara nasihat edecek. Halbuki böyle denmiyor
ayette. Eğer ona simgesel ifade ile yaralama, ısırma, dalama, sokma, o canavarın
vahiy kitabındaki canavarın sokması simgesel ifadesini verirsek, şöyle
anlaşılıyor "bu insanlık Allah'ın emirlerine tam manası ile iman ederek
uymadıkları için Allah'ın bu defa normları değil sosyoloji alanındaki kanunları
hükmünü gösterecek ve kendi içlerinden çıkan bu fesat örgütü bütün insanlığa
zarar verecek". Şimdi bütün gözümüzün önünde olan bitenle Dabbetü'l-Arz'ın ne
olduğu canlanıyor. Ama Kuran-ı Kerim'in yalnız bu ayetine.....
...
Dabbetü'l-Arz, bir tek bir insan, hele iyi bir insan değil, kötüleri
fesatçıları Dabbetü'l-Arz diye simgelenen yeryüzünün canavarı diye simgelenen o
fesat örgütünün eğer elemanıysa, üyesiyse tek bir kişiye de Dabbetü'l-Arz
diyebiliriz ama kötü anlamda yoksa birisine bir sevgi, saygı, selam gönderecek
kişi Dabbetü'l-Arz olamaz. Ve Dabbetü'l-Arz işte bu kötü anlamdadır.
...
Şimdi mesela bu gibi yanlışlıklara düşmememiz için şunu bilelim ki, Kuran-ı
Kerim'in yalnız bu ayetinde değil başka konularda da bir yanlış harekelenme
insanı ne kadar hurafeye, halk hikayelerine de götürebilmiştir. Mesela, Harut ve
Marut Babil'de iki melek diye okunduğu için ondan bir alay hikaye çıkmıştır.
Babil Kulesinde ayaklarından aşağıya asılan kıyamete kadar azap gören iki melek,
bir kere melek masum olur, azap görmez, günah işlemez. Ne efsaneler çıkmıştır,
halbuki onu da daha önceki kitaplardaki rivayetlerle dikkatle okursak, görürüz
ki zaten bazı İslam bilginlerinin de söylediği gibi iki melek okuması doğru
değildir, iki Melik'tir. Bu da Tevrat'ın Ester kitabında geçen o devrin İran
Hükümdarı, Harut ile kızını veya evlatlığını ona vermiş olan ve Kral derecesinde
itibar gören, hükümdarlığa ortak edilen, Tevrat'ta adı geçen Mordehay da
Marut'tur. Yani İran İmparatorluğu'nun ismi Harut haline girmiş o devirdeki ve
Babil'e hükmeden sarayın merkezi Babil'de olan İran Hükümdarı'nın kayınbabası
diyelim, kaynatası
...
Mordehay Marut olmuştur. İki Melik, iki Melek diye okununca bir alay efsane
ve böyle hikayeler çıkmıştır. Tıpkı bu Dabbetü'l-Arz konusunda olduğu gibi, öyle
Dabbetü'l-Arz kendisini kamufle etmesine karşı da uyanık olalım, çünkü son
günlerde asıl hangi konular üzerinde düşünmemiz gerektiğini düşünemiyoruz.
Dünyada çok önemli olaylar olurken, Dabbetü'l-Arz kendisini Stephen Hawking gibi
göstererek bizi de burada
...
Onun hakkında konuşturuyor, biz de asıl o örgütün insanları bizi bu arada
sokmasını önleyemiyoruz, çünkü sokulduğumuzun da farkında olmadan beynimiz
yıkanıyor, ve devamlı bu gibi konularla..